9 Mayıs 2010 Pazar
ANNELER GÜNÜ
Anneler Gününün Tarihçesi
Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.
Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD'de, Philadelphia'da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905'de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra "Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği"ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.
İki sene sonra Mayıs'ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika'nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.
İlk anneler günü Jarvis'in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton'daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908'de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika'da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.
Sıra anneler gününü "milli bir gün" olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.
Sonunda 8 Mayıs 1914'de Senato'nun onayı, Başkan Wilson'ın da imzası ile Mayıs'ın ikinci pazarı 'Anneler Günü' olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.
Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.
Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.
Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re'da 1944'de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948'de 84 yaşında öldü.
Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği'nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü 'Anneler Günü' olarak kutlanmaktadır.
(ALINTI)
25 Şubat 2010 Perşembe
Mevlit Kandiliniz Mübarek olsun
Peygamberimizin (sas) doğum gününü mevlid kandilini kutlamak bidat mıdır? Değilse nasıl değerlendirmeliyiz? Mevlid kandiline özel ibadet var mıdır?
İmam Suyutî, konuyla ilgili olarak özetle şunları söylemiştir: “İnsanların mevlid-i nebevi için toplanıp Kur’an okumaları, Hz. Peygamber (a.s.m)’in veladetiyle ilgili haberleri/menkıbeleri seslendirmeleri, bu münasebetle yemek tertiplemeleri bida-i hasenedir/güzel bir bidattır. Çünkü, bu toplantılarda Hz. Muhammed (a.s.m)’e karşı büyük bir tazim, bir saygı, onun dünyaya teşriflerinden ötürü büyük bir sevinç söz konusudur. Bu ise, sahibine büyük bir sevap kazındırır.” (bk. Suyutî, el-Havî li’l-fetavî, 1/272-şamile).
Mevlid kelimesinde "doğum" mânası vardır. Kandil kelimesinde de, belli günlerde yakılan aydınlık anlamı mevcuttur. İkisini bir araya getirip de Mevlid Kandili dediğimizde, Resûlüllah`ın doğum gecesinde minarelerde yakılan kandiller hâtıra gelmektedir. Müslümanlar, her sene Rebiü`l-evvel ayının on ikinci gecesine giriş teşkil eden geceyi dinî merasimlerle ihyâ eder, farklı bir huzur ve neş`eyle tes`id etme titizliği gösterirler. Kandillerle donatılan camiler bu niyetle dolar, taşar...
Müslümanlar bu geceyi, hem kendi açılarından, hem de çocukları açısından düşünürler. Kendi açılarından düşünürken ibâdetleri, çevredeki konu komşuya yardımları, çeşitli iyilikleri hatırlar, farklı bir yardım anlayışında olurlar. Çocukları açısından ise, çok dikkatli olurlar. Mâsum dimağlarda gecenin güzel bir hatıra olarak kalmasını temin edecek çarelere başvururlar. Nitekim o günde çocukların sevineceği şeyler alırlar, hoşlarına gidecek sohbetler tertip ederler, gecenin, zihinlerinde tatlı bir hâtıra olarak kalmasını temin ederler.
İslâm dünyasında mevlid merasimi ilk defa, Mısır'da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir. Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan etmekte idi. Fatimîler, Hz. Ali (r.a.) ve Fatıma (r.anha.)'ın doğum günlerinde de mevlid merasimleri tertip ederlerdi.
Sünnî müslümanlarda ilk mevlid merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî'nin eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından tertiplenmiştir. Uzun hazırlıklarla düzenlenen merasimler, bütün halkı kapsayan bir şekilde düzenlenirdi. Muzafferuddin, çevre bölgelerden fakıh, sûfi, vaiz ve diğer alimleri Erbil'e çağırır ve kutlamalar gayet debdebeli bir şekilde cereyan ederdi.
Daha sonra, değişikliğe uğrayarak, Mekke'de de mevlid merasimleri tertiplenmeye başlanmıştır.Mekke ve Medine'den sonra mevlid merasimleri, İslam coğrafyasının her tarafında birbirinden farklı şekillerde tertiplenmeye başlanmış ve bu, bugüne kadar sürekliliğini korumuştur.
Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında, 1588'de resmi hale getirildi. Merasimler, belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir, ayrıca, önceleri Ayasofya Camii'nde, sonraları ise Sultan Ahmed Camii'nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halk da katılırdı.
Bu merasimlerde, önce müezzin tarafından Kur'an-ı Kerîm okunur, bunun peşinden de vaazlar verilirdi. Daha sonra mevlidhân kürsüye çıkar ve bir bölüm okuduktan sonra iner hediyesini alır ve ikinci mevlidhan kürsüye çıkarak, okumaya devam eder ve belirlenmiş kaideler çerçevesinde mevlid kutlamaları son bulurdu. (Asım Köksal İslam Tarihi)
Mevlidin dinimizdeki yeri nedir?
Mevlid Peygamberimizden (a.s.m.) üç dört asır sonra icad edilen İslâmî bir âdet olmakla birlikte, bid’atın hasene (güzel) kısmına girmektedir. Büyük hadis ve fıkıh âlimi olan İbni Hacer, mevlid merâsiminin meşrûiyeti hakkında şu hadisi zikreder:
İbni Abbas’ın rivayetine göre, Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) Medine’ye hicret ettiklerinde Aşure gününde Yahudilerin oruç tuttuklarını öğrenir. Oruç tutmalarının sebebini sorduğunda Yahudilerden şu cevabı alır:
“Bu çok büyük bir gündür. Bugünde Allah, Mûsâ ile kavmini kurtardı. Firavun ile kavmini suda boğdu. Mûsâ da buna şükür için oruç tuttu. İşte biz de bugünün orucunu tutuyoruz.”
“Bunun üzerine Peygamberimiz, ‘Öyleyse biz Mûsâ’ya sizden daha yakın ve evlâyız’ buyurdu. O günden sonra hem kendisi oruç tuttu, hem de tutulması için tavsiyede bulundu.” ( Müslim, Sıyam 127)
İbni Hacer bu nakilden sonra şöyle der: “Bundan anlaşılıyor ki, böyle bir günde, mevlid gecesinde Allah’a şükretmek tam yerindedir. Fakat mevlid merasiminin Peygamberimizin doğum gününe denk getirilmesi için dikkat etmek gerektir.” (el-Hâvî fi'l-Fetevâ, 1/190.)
Bugünkü İslâm ülkelerinde Peygamberimizin doğumunu yâd etmek, ona salât-selâm getirmek maksadıyla çeşitli dillerde okunan mevlidler vardır. Arapça “Bâned Suâd, Bürde ve Hemziyye” kaside-leri birer mevliddir. Türkçede ise yirmiden fazla mevlid manzumesi vardır. Fakat bunların içinde en çok tutulan ve okunanı Süleyman Çelebi merhumun 1409 yılında yazdığı Vesiletü’n-Necât isimli mevlid kitabıdır.Önceleri yalnız Peygamberimizin doğum gününde okunan ve tertip edilen mevlid merâsimleri, daha sonra bütün mübarek gecelerde tekrarlanmış, bilhassa memleketimizde daha da yaygınlaşarak, ölüm, hastalık ve daha birçok vesilelerle okunagelmiştir. Bazı İslâm âlimleri mevlidi bid’at sayarak karşı çıkmışlarsa da yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ,
Bediüzzaman, zamanımızda bu meseleyi şöyle tashih etmiştir:
“Mevlid-i Nebevî ile Miraciyenin okunması gayet nâfi (faydalı) ve güzel âdettir ve müstahsen (iyi, hoş) bir âdet-i İslâmiyedir. Belki hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyenin gayet lâtif ve parlak ve tatlı bir medar-ı sohbetidir (sohbet sebebidir). Belki hakaik-i imani-yenin ihtarı (hatırlatılması) için, en hoş ve şirin bir derstir. Belki îmanın envarını ve muhabbetullah ve aşk-ı Nebevîyi göstermeye ve tahrike en müheyyic (heyecan uyandıran) ve müessir bir vasıtadır.” (Nursi, Meklubat, s. 281-285)
Kandiller nasıl değerlendirilmelidir?
Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevî terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza–i İlâhiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler hâlinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:
1. Kur'ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur'ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
10. Kişi kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma oluşturmalı.
15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.
17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
İmam Suyutî, konuyla ilgili olarak özetle şunları söylemiştir: “İnsanların mevlid-i nebevi için toplanıp Kur’an okumaları, Hz. Peygamber (a.s.m)’in veladetiyle ilgili haberleri/menkıbeleri seslendirmeleri, bu münasebetle yemek tertiplemeleri bida-i hasenedir/güzel bir bidattır. Çünkü, bu toplantılarda Hz. Muhammed (a.s.m)’e karşı büyük bir tazim, bir saygı, onun dünyaya teşriflerinden ötürü büyük bir sevinç söz konusudur. Bu ise, sahibine büyük bir sevap kazındırır.” (bk. Suyutî, el-Havî li’l-fetavî, 1/272-şamile).Müslümanlar bu geceyi, hem kendi açılarından, hem de çocukları açısından düşünürler. Kendi açılarından düşünürken ibâdetleri, çevredeki konu komşuya yardımları, çeşitli iyilikleri hatırlar, farklı bir yardım anlayışında olurlar. Çocukları açısından ise, çok dikkatli olurlar. Mâsum dimağlarda gecenin güzel bir hatıra olarak kalmasını temin edecek çarelere başvururlar. Nitekim o günde çocukların sevineceği şeyler alırlar, hoşlarına gidecek sohbetler tertip ederler, gecenin, zihinlerinde tatlı bir hâtıra olarak kalmasını temin ederler.
İslâm dünyasında mevlid merasimi ilk defa, Mısır'da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir. Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan etmekte idi. Fatimîler, Hz. Ali (r.a.) ve Fatıma (r.anha.)'ın doğum günlerinde de mevlid merasimleri tertip ederlerdi.
Sünnî müslümanlarda ilk mevlid merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî'nin eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından tertiplenmiştir. Uzun hazırlıklarla düzenlenen merasimler, bütün halkı kapsayan bir şekilde düzenlenirdi. Muzafferuddin, çevre bölgelerden fakıh, sûfi, vaiz ve diğer alimleri Erbil'e çağırır ve kutlamalar gayet debdebeli bir şekilde cereyan ederdi.
Daha sonra, değişikliğe uğrayarak, Mekke'de de mevlid merasimleri tertiplenmeye başlanmıştır.Mekke ve Medine'den sonra mevlid merasimleri, İslam coğrafyasının her tarafında birbirinden farklı şekillerde tertiplenmeye başlanmış ve bu, bugüne kadar sürekliliğini korumuştur.
Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında, 1588'de resmi hale getirildi. Merasimler, belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir, ayrıca, önceleri Ayasofya Camii'nde, sonraları ise Sultan Ahmed Camii'nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halk da katılırdı.
Bu merasimlerde, önce müezzin tarafından Kur'an-ı Kerîm okunur, bunun peşinden de vaazlar verilirdi. Daha sonra mevlidhân kürsüye çıkar ve bir bölüm okuduktan sonra iner hediyesini alır ve ikinci mevlidhan kürsüye çıkarak, okumaya devam eder ve belirlenmiş kaideler çerçevesinde mevlid kutlamaları son bulurdu. (Asım Köksal İslam Tarihi)
Mevlidin dinimizdeki yeri nedir?
Mevlid Peygamberimizden (a.s.m.) üç dört asır sonra icad edilen İslâmî bir âdet olmakla birlikte, bid’atın hasene (güzel) kısmına girmektedir. Büyük hadis ve fıkıh âlimi olan İbni Hacer, mevlid merâsiminin meşrûiyeti hakkında şu hadisi zikreder:
İbni Abbas’ın rivayetine göre, Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) Medine’ye hicret ettiklerinde Aşure gününde Yahudilerin oruç tuttuklarını öğrenir. Oruç tutmalarının sebebini sorduğunda Yahudilerden şu cevabı alır:
“Bu çok büyük bir gündür. Bugünde Allah, Mûsâ ile kavmini kurtardı. Firavun ile kavmini suda boğdu. Mûsâ da buna şükür için oruç tuttu. İşte biz de bugünün orucunu tutuyoruz.”
“Bunun üzerine Peygamberimiz, ‘Öyleyse biz Mûsâ’ya sizden daha yakın ve evlâyız’ buyurdu. O günden sonra hem kendisi oruç tuttu, hem de tutulması için tavsiyede bulundu.” ( Müslim, Sıyam 127)
İbni Hacer bu nakilden sonra şöyle der: “Bundan anlaşılıyor ki, böyle bir günde, mevlid gecesinde Allah’a şükretmek tam yerindedir. Fakat mevlid merasiminin Peygamberimizin doğum gününe denk getirilmesi için dikkat etmek gerektir.” (el-Hâvî fi'l-Fetevâ, 1/190.)
Bugünkü İslâm ülkelerinde Peygamberimizin doğumunu yâd etmek, ona salât-selâm getirmek maksadıyla çeşitli dillerde okunan mevlidler vardır. Arapça “Bâned Suâd, Bürde ve Hemziyye” kaside-leri birer mevliddir. Türkçede ise yirmiden fazla mevlid manzumesi vardır. Fakat bunların içinde en çok tutulan ve okunanı Süleyman Çelebi merhumun 1409 yılında yazdığı Vesiletü’n-Necât isimli mevlid kitabıdır.Önceleri yalnız Peygamberimizin doğum gününde okunan ve tertip edilen mevlid merâsimleri, daha sonra bütün mübarek gecelerde tekrarlanmış, bilhassa memleketimizde daha da yaygınlaşarak, ölüm, hastalık ve daha birçok vesilelerle okunagelmiştir. Bazı İslâm âlimleri mevlidi bid’at sayarak karşı çıkmışlarsa da yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ,
Bediüzzaman, zamanımızda bu meseleyi şöyle tashih etmiştir:
“Mevlid-i Nebevî ile Miraciyenin okunması gayet nâfi (faydalı) ve güzel âdettir ve müstahsen (iyi, hoş) bir âdet-i İslâmiyedir. Belki hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyenin gayet lâtif ve parlak ve tatlı bir medar-ı sohbetidir (sohbet sebebidir). Belki hakaik-i imani-yenin ihtarı (hatırlatılması) için, en hoş ve şirin bir derstir. Belki îmanın envarını ve muhabbetullah ve aşk-ı Nebevîyi göstermeye ve tahrike en müheyyic (heyecan uyandıran) ve müessir bir vasıtadır.” (Nursi, Meklubat, s. 281-285)
Kandiller nasıl değerlendirilmelidir?
Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevî terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza–i İlâhiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler hâlinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:
1. Kur'ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur'ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
10. Kişi kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma oluşturmalı.
15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.
17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.
Mübarek gecelerin ihyası ile ilgili özel bir ibadet mevcut değildir. Namaz, tilavet–i Kur'ân, dua gibi bütün ibadet çeşitleri ile gece ihya edilebilir... Mübarek gecelerde kılınan bazı hususi namazlar sünnettemevcut değildir; muteber bir rivayete de istinad etmezler. Bu, “O gecelerde namaz kılmak mekruhtur” anlamına gelmez. Teheccüd ve nafile namazları teşvik eden rivayetler çoktur. Bunların mübarek gecelerde yapılması elbette daha faziletlidir.” (Canan, Kütüb–ü Sitte, 3/289).
Kandil gecelerine ait olduğu kaydedilen namazları da ayrıca kılmakta ise bir sakınca yoktur; sevaptan hâli değildir.
ALINTI
17 Şubat 2010 Çarşamba
Fatiha Suresi'nde Bulunan İnce Sırlar
Her gün en az elli defa okuduğumuz Fatiha Suresi ulvi âlemlerden insanlık âlemine gelmiş İlâhi bir hazinedir.
Yüzlerce sır ve şifre taşıyan faziletli bir duadır.
Asıl sırlar ve şifreler kul ile Allah arasında mevcuttur.
Peygamberimiz (S.A.V) bir hadiste bu önemli gerçeği şöyle anlatıyor:
"Allahu Teâlâ buyurdu ki: Ben namaz suresi olan Fatiha'yı kendimle kulum arasında yarı yarıya paylaştırdım. Yarısı Benim, yarısı da kuluma aittir. Bu vesile ile kulum bütün istediklerine kavuşacaktır.
Kul, 'Elhamdü lillahi Rabbi'l-âlemîn' (Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Bana hamdetti' buyurur.
Kul, 'Er-Rahmâni'r-Rahîm' (O Rahman'dır, Rahîm'dir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Beni methetti' buyurur.
Kul, 'Mâliki yevmiddîn' (Din Gününün Sahibidir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Beni tazim etti, işlerini Bana havale etti' buyurur.
Kul, 'İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn' (Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım isteriz) dediği zaman, Allah, 'İşte bu kulumla kendi aramdadır ve kulumun dilediği de onundur' buyurur.
Kul, 'İhdine's-sırâta'l-müstekîme sırâtallezîne en'amte aleyhim ğayri'l-mağdûbi aleyhim veleddâllîn' (Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimetler verdiğin kullarının yoluna ilet. Gazabına uğramış yahut sapmış olanların yoluna değil) dediği zaman, Allah, 'İşte bu kulumundur ve kulumun istediği de onun hakkıdır' buyurur."
***Kur'ân'ın en faziletli suresi Fatiha olduğu gibi, en faziletli âyeti de yine Fatiha'nın bir âyetidir.
Fatiha, sevabı bakımından İhlas Suresi gibi Kur'ân'ın üçte birine denk geliyor:
İbn Abbas'ın rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) bu hususu şöyle dile getirmiştir:
"Fatiha sevap bakımından Kur'ân'ın üçte birine denktir."
Bir işe başlarken Bismillah denmesi gerektiği gibi, Fatiha okunması da tavsiye ediliyor.
Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Hayırlı bir iş Elhamdülillah ile başlamazsa sonu kısıktır, bereketsizdir."
***Fatiha'yı okuduktan sonra "Veleddâllîn" deyince hemen arkasından "Amin" demek sünnettir. "Amin"in önemini ve Allah katındaki yerini Peygamberimiz'den (a.s.m.) öğreniyoruz.
"Amin, mü'min kullarının diliyle Rabbülâlemin'in mührüdür."
Fatiha muhtevası ve manası, zenginliği ve içinde barındırdığı derinlik itibarıyla da bambaşka bir güzelliğe sahiptir.
İmam Buhârî'nin rivayetine göre, Hasan Basrî bu konuda şöyle diyor:
"Allah bütün semavî kitapların ilmini Kur'ân'da; Kur'ân'da mevcut olan ilimleri de Fatiha Suresi'nde toplamıştır. Fatiha'nın tefsirini öğrenen bütün semavî kitapların tefsirini öğrenmiş gibi olur."
***Fatiha maddi ve manevi her derde deva, her hastalığa şifa ve her sıkıntıya ilaçtır.
Abdülmelik bin Umeyr'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (a.s.m.) bu hakikati şu sözleriyle dile getirmiştir.
"Fatiha Suresi her derde devadır.""Fatiha bütün dertlere karşı şifadır."
"Fatiha Suresi, zehirden kurtulmak için bir şifadır."
Fatiha nazara, göz değmesine karşı da bir şifa kaynağıdır.
İmran bin Husayn'ın rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Fatiha'yı ve Ayete'l-Kürsi'yi bir kul okursa, o gün ona insan ve cin nazarı değmez."
Yüzlerce sır ve şifre taşıyan faziletli bir duadır.
Asıl sırlar ve şifreler kul ile Allah arasında mevcuttur.
Peygamberimiz (S.A.V) bir hadiste bu önemli gerçeği şöyle anlatıyor:
"Allahu Teâlâ buyurdu ki: Ben namaz suresi olan Fatiha'yı kendimle kulum arasında yarı yarıya paylaştırdım. Yarısı Benim, yarısı da kuluma aittir. Bu vesile ile kulum bütün istediklerine kavuşacaktır.
Kul, 'Elhamdü lillahi Rabbi'l-âlemîn' (Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Bana hamdetti' buyurur.
Kul, 'Er-Rahmâni'r-Rahîm' (O Rahman'dır, Rahîm'dir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Beni methetti' buyurur.
Kul, 'Mâliki yevmiddîn' (Din Gününün Sahibidir) dediği zaman, Allah, 'Kulum Beni tazim etti, işlerini Bana havale etti' buyurur.
Kul, 'İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn' (Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım isteriz) dediği zaman, Allah, 'İşte bu kulumla kendi aramdadır ve kulumun dilediği de onundur' buyurur.
Kul, 'İhdine's-sırâta'l-müstekîme sırâtallezîne en'amte aleyhim ğayri'l-mağdûbi aleyhim veleddâllîn' (Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimetler verdiğin kullarının yoluna ilet. Gazabına uğramış yahut sapmış olanların yoluna değil) dediği zaman, Allah, 'İşte bu kulumundur ve kulumun istediği de onun hakkıdır' buyurur."
***Kur'ân'ın en faziletli suresi Fatiha olduğu gibi, en faziletli âyeti de yine Fatiha'nın bir âyetidir.
Fatiha, sevabı bakımından İhlas Suresi gibi Kur'ân'ın üçte birine denk geliyor:
İbn Abbas'ın rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) bu hususu şöyle dile getirmiştir:
"Fatiha sevap bakımından Kur'ân'ın üçte birine denktir."
Bir işe başlarken Bismillah denmesi gerektiği gibi, Fatiha okunması da tavsiye ediliyor.
Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Hayırlı bir iş Elhamdülillah ile başlamazsa sonu kısıktır, bereketsizdir."
***Fatiha'yı okuduktan sonra "Veleddâllîn" deyince hemen arkasından "Amin" demek sünnettir. "Amin"in önemini ve Allah katındaki yerini Peygamberimiz'den (a.s.m.) öğreniyoruz.
"Amin, mü'min kullarının diliyle Rabbülâlemin'in mührüdür."
Fatiha muhtevası ve manası, zenginliği ve içinde barındırdığı derinlik itibarıyla da bambaşka bir güzelliğe sahiptir.
İmam Buhârî'nin rivayetine göre, Hasan Basrî bu konuda şöyle diyor:
"Allah bütün semavî kitapların ilmini Kur'ân'da; Kur'ân'da mevcut olan ilimleri de Fatiha Suresi'nde toplamıştır. Fatiha'nın tefsirini öğrenen bütün semavî kitapların tefsirini öğrenmiş gibi olur."
***Fatiha maddi ve manevi her derde deva, her hastalığa şifa ve her sıkıntıya ilaçtır.
Abdülmelik bin Umeyr'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (a.s.m.) bu hakikati şu sözleriyle dile getirmiştir.
"Fatiha Suresi her derde devadır.""Fatiha bütün dertlere karşı şifadır."
"Fatiha Suresi, zehirden kurtulmak için bir şifadır."
Fatiha nazara, göz değmesine karşı da bir şifa kaynağıdır.
İmran bin Husayn'ın rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Fatiha'yı ve Ayete'l-Kürsi'yi bir kul okursa, o gün ona insan ve cin nazarı değmez."
ALINTI
14 Şubat 2010 Pazar
Dünya Şampiyonu motosikletçi Kenan Sofuoğlu İddaa parasını 'haram' diye almadı
İddaa parasını 'haram' diye almadı
Dünya Şampiyonu motosikletçi Kenan Sofuoğlu, inancı gereği iddaa'dan kazandığı 700 bin TL'nin kuruşuna bile dokunmadı. Motosiklette Dünya Şampiyonu olan ‘ilk Türk’ Kenan Sofuoğlu, Türkiye’de adına bireysel iddaa oynanan ‘ilk sporcu’ olmanın bedelini ağır ödedi.
Dünya Supersport Şampiyonası’nda 2 yıl önce zirveye çıkan, geçen sezon ise 3. olan Sofuoğlu, ‘inançları gereği’ iddaa’dan isim hakkı olarak kazandığı 700 bin TL’nin ‘bir kuruşuna’ bile
dokunmadığı halde yardım için peşine takılanlardan bunaldı, artık iddaa’dan para kazanmak istemediğini açıkladı.
Sofuoğlu, “Ben ve ailem itikatlı insanlarız. Bu nedenle iddaa’dan gelen bahis parasına dokunmadık. Alnımın teriyle kazanmadığım parayla işim olmaz. Bu paranın 300 bin TL’sini okul yapımı için bağışladım, gerisi iddaa’da duruyor. Bu parayı da böyle hayırlı işler için kullanacağım. Fakat bundan sonra isim hakkı parası istemiyorum” dedi.
‘SERVETİM FİLAN YOK’
Devletin iddaa üzerinden kendisine verdiği destek için müteşekkir olduğunu ancak bu nedenle başının çok ağrıdığını, para isteyenler yüzünden memleketi Sakarya’da sokağa bile çıkamaz hale geldiğini ifade eden şampiyon sporcu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çok param olduğu için hayır yapıyorum sanıyorlar. Şimdiye kadar hep bu konuşuldu ancak benim neden parayı almadığım hiç konuşulmadı. Biz bunu açıklamak istemedik.
Fakat artık çok üstümüze gelindi. Bu parayı almadık bile. Okul yaptırdığımı duyan, gelip ‘Bize de ver’ diyor. Ben okulu hayır olsun diye değil, elimdeki para ihtiyacı olanlara gitsin diye yaptırıyorum. Yoksa servetim filan yok.”
‘DEVLET ÖDÜL VERSİN’
Ankara’ya giderek yetkililerle görüşeceğini ve iddaa’dan bu şekilde para kazanmak istemediğini anlatacağını belirten yıldız sporcu, devletten kendisine yardım edecekse direkt yollardan veya sponsorluk şeklinde para vermesini istedi. Sofuoğlu, “Takımım Ten Kate Honda’da yeni takım arkadaşım yarışmak için 300 bin euro getirdi. Benim doğru dürüst bir sponsorum bile yok. Bana ya ödül verilsin ya da sponsorluk yapılsın” diye konuştu. Türkiye’de bu yöndeki ilginin kendisini bunalttığını ifade eden Sofuoğlu, yaşananlar yüzünden konsantrasyonunun bozulduğunu ve gelecek sezon Türkiye’ye gelmeyi düşünmediğini söyledi, “Sezon boyunca Hollanda’da alacağım. Ailemle de orada görüşeceğim” dedi.
BABASI DA DERT YANDI
Sofuoğlu’nun yaşadıkları ailesini de sıkıntıya soktu. Kenan’ın babası İrfan Sofuoğlu, “Bahisten gelen paranın bir lirası bile kursağımızdan geçmediği halde oğlum bunalıma girdi. Sakarya’ya uğramak bile istemiyor. Bu bizi de çok üzüyor. Zira iki oğlumuzu zamansız kaybettik, Kenan’dan başka varlığımız yok” ifadesini kullandı.
Kaynak : Habertürk
10 Şubat 2010 Çarşamba
SİGARA HAKKINDA GENEL BİLGİLER
Bileşiminde nikotin ve 4 bine yakın zehirli madde bulunan tütün bitkisinin kıyılmış, kurutulmuş ve kullanılmaya hazır duruma getirilmiş yaprağından sigara yapılır. Tohumu son derece küçük olduğu için önce fideliğe ekilen tütün sonra tarlaya aktarılır. Tütünün anayurdu Amerika’dır.Avrupa’ya Amerika’nın keşfi ile gelmiştir. Kuzey Amerika,Meksika ve Haiti’de yerliler mabetlerde yakarak dumanını çekerlerdi. Kolombos ve arkadaşları 1511’de Petrus (Tabaccos) ismiyle İspanya ve Portekiz’e soktular. 1560 senesinde Fransa Büyükelçisi Jean Nicot Fransa Sarayı’na şifa verici bir bitki olarak tütün tohumlarını soktu.Tütün Fransa’dan Almanya’ya,daha sonra da bütün dünyaya yayılmıştır.Nicot’un ününe izafeten tütünün içindeki zehire Nikotin adı verildi.
Tütün tohumu Osmanlı Devleti’ne (1605-1606) senesinde yabancı gemilerle getirilerek,ilk tütün ekimi Selanik vilayetinin Yenice-Vardar kasabasında yapıldı. Dördüncü Murat zamanında tütün yasaklandı.1862’de tütün ithali serbest bırakıldı ve tekel altına alındı. Bilahare tekrar ithali yasaklandı. 1874’de yurt içinde istihsali serbest bırakıldı. Türkiye’de 600 bin civarında aile (2.5 milyon kişi)nin geçimini tütün ekimi sağlamaktadır. Dünya genelinde 1 milyar 360 milyon, ülkemizde ise 22 milyon insan (çoğunluğu gençler olmak üzere) sigara kullanmaktadır. Bunların büyük bölümü de bağımlı (tiryaki) dır.
Tüketimi özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde giderek artan sigara illeti ile mücadele konusunda düzenlenen bir panelde konuşan Prof.Dr.Asaf Ataseven, bakın tütünü nasıl tarif ediyor: “Tütün, yapraklarında tanen, zamk, nişasta ,reçine ve alkoloidler bulunan bir bitkidir.
Bu alkoloidler içinde miktarı en fazla olan nikotin alkoloididir. Nikotin sulfat tuzları, tarımda böcek öldürücü olarak kullanılır. Nikotin zehirli bir madde olduğu için tıpta kullanılmamıştır ve bir ilaç değildir.5-6 damla nikotin zerkedilen bir köpek derhal ölür.Gene bir paket sigaranın ihtiva ettiği nikotin bir insana zerkedilse,insanı öldürebilir.Günlük hayatta sigara aralıklarla içildiği ve zehirli maddelerin önemli bir kısmı ağızdan çıkan dumanla dışarı atıldığı için öldürmüyor.”
SİGARANIN ZARARLARI
Beyin tümörlerinin %99’u, Beyin kanamalarının %85’i, Akciğer kanserlerinin %90’ı, Gırtlak kanserlerinin %99’u sigara kaynaklıdır. Sigara içenlerde kırmızı küreciklerin oksijen taşıma kapasitesi 1/6 ilâ 1/3 oranında azalır. Sigara içenlerin vücuduna %15 ilâ %33 daha az oksijen girmektedir. Bu en önce beyin ve kalbin harabiyeti demektir. Tütün dumanında 4000 adet zararlı madde vardır. Sigara içen kadınlar içmeyen kadınlardan 15 yaş fazla ihtiyarlamaktadır. Sigara içen annelerin çocukları,oksijen azlığı sebebiyle geri zekalı olur. Tiryaki hanımların çocuklarında sakatlık ihtimali %65 gibi ciddi bir çizgidedir. Sigara içen kadınlarda kısırlık 10 kat fazladır. Erken doğum ve düşüklerin %80’inin sebebi sigaradır. Dünya ülkelerinde çıkan yangınların %70’inden sigara sorumludur. Sigaranın sebep olduğu ölümler, diğer uyuşturucularınkinden 13 kat fazladır. Sigara içenlerde ani ölüm, içmeyenlere oranla 10 kat fazladır. 45-50’nin altındaki erkeklerde koroner (kalp)den ölenlerin %80’i sigara kaynaklıdır.
Tütündeki radyoaktif, kurşun ve polonium, radyoaktif parçalar olarak hücreleri mahvetmektedir. Bacak damar tıkanıklıklarının %90’ı sigaradandır. Günde 1 paket sigara içenlerin vücudunda 20 yılda 7 kg. is ve katran birikimi olmaktadır.
SİGARA VE TOPLUM
Tütün içiminin Avrupa’da 1559 yılında başladığı ve buraya 1556’da Amerika’dan geldiğini daha önce söylemiştik. Kâtip Çelebi’ye göre tütün 1601 tarihinde İngilizlerin eliyle İstanbul’a gelmiş ve bazı göğüs hastalıklarına iyi geldiği rivayetiyle(söylentisiyle) hızla yayılmıştır. Zamanın cerrahlar şeyhi İbrahim Efendi tütün aleyhine fetva vermiş, daha sonra ise IV. Murat tütünü yasaklamıştır.1690 yılında kendisi bir tütün müptelası olan Şeyh’ül-İslam Bahayi Efendi helal olduğuna dair fetva vermiştir. 17. yüzyıldan itibaren tütün yaygınlaşmış, 19.yüzyıldan itibaren de ince kağıda sarılarak (sigara halinde) kullanılmıştır.
Tütün alışkanlığı dünyada görülen en yaygın alışkanlıktır. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın yayınlarına göre kişi başına en fazla tütün tüketen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Sigaranın zararları geç anlaşılmış ve ondan sonra aleyhine kampanyalar başlatılmıştır. Ancak ekonomik ve politik nedenlerle hükümetler yeterince ilgilenmediğinden istenen neticeler alınmamaktadır.
Dünya Sağlık Teşkilatı sigara içmeyi salgın bir hastalık (epidemi) olarak nitelemektedir.Teşkilatın bu değerlendirmesi 30yıllık bir sürede gerçekleştirilen 8 büyük araştırmanın sonuçlarına dayanmaktadır. Bu projelerde 2 milyona yakın insan ve 290 bin kadar ölüm vak’ası tetkik edilmiştir. Tütün dumanında binden fazla madde bulunmaktadır.Bunlar arasında insana zararlı olanların bir kısmı şunlardır:
• Nikotin: Muhtemelen alışkanlık oluşumuna yol açmaktadır.Sinir sistemini uyarıcı ve baskılayıcı etkileri,ayrıca kalp-damar sistemine zararlı tesirleri bulunmaktadır.
• Kansorejen Maddeler: Tütün dumanındaki kimyasal maddelerin bir çoğunun kanser yapıcı olduğu anlaşılmıştır. Bunlar arasında nitrozaminler,benziprenler,fenoller,hidrokarbonlar önemlidir.
• İrritan(tahriş edici)Maddeler: Solunum yollarında daralmaya sebep olurlar. Solunum yollarının yabancı maddelerden, kirlerden, mikroplardan temizlenmesinde çok önemli rolü olan “titrek tüylü epitel tabakası”nın bozulmasına ve aşırı müküs ifrazatına sebep olurlar.
• Karbonmonoksit: Tütün dumanında %1 ilâ %5 kadar bulunabilen bu madde, kanda karboksihemağlobin artışına yol açarak oksijenin taşınmasını aksatmaktadır.Buna bağlı olarak doku ve organların beslenmesi bozulur, kişinin iş kapasitesi azalır. Karbonmonoksit ayrıca,kandaki C vitamininin azalmasına yol açar.
Sigara içmek bir alışkanlık olmasının ötesinde bir kitle zehiridir. Sadece kendi zararıyla kalmaz, aynı zamanda daha zararlı alışkanlıklara da sürükler. Esrar gibi bir takım zararlı maddeleri muhafaza eder. Sigara içenlerde alkol ve uyuşturucu kullanma eğilimi daha fazladır. Eroin ve diğer uyuşturucu alışkanlıkları genelde sigara ile başlamaktadır. Sigara irade zayıflaması, tembellik ve rehavete alıştırır. Biraz keyif verir, fakat bu keyfi kısa zamanda çok fazlasıyla götürür.Rûhî gerginlik ve sıkıntıyı azaltmak için bir anlık içilen sigara, zamanla rûhî bir alışkanlık ve davranış biçimi olmaya başlar.Kesildiği zamanlar sıkıntı artar, zihnî faaliyetler zayıflar,yorgunluk, bitkinlik, iştahsızlık,uykusuzluk,baş ağrısı belirtileri kendini göstermeye başlar. Bunlar sigara eksikliği belirtileridir ve artık kişi sigaraya bağımlı haline gelmiştir. İrade dışı bir şeye bağımlı olma hali sigaranın yol açtığı zararların başında gelmektedir.
Sigara, erken ölüm ve hastalıkların önlenebilir en önemli sebebini oluşturmaktadır.Bu alışkanlık milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine ve çok daha fazlasının sakat kalmasına yol açmaktadır.Sigara büyük ölçüde vücudu etkilemekte ve pek çok hastalığa sebep olmaktadır.Bu hastalıklar arasında sigarayla ilişkisi net olarak belirlenmiş olanları şöyle sıralayabiliriz:
• Kanser
• Kalp-Damar Sistemi hastalıkları
• Solunum Sistemi hastalıkları
• Sindirim Sistemi hastalıkları
GENÇLİK VE SİGARA
Çabuk ulaşılabilir olması sebebiyle gençler arasında sigara içmek oldukça yaygındır. Gelişmiş ülkelerde 12-17 yaş arasındaki her beş ergenden birinin sigara tiryakisi olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise bu oran daha yüksektir. Sigara kullanımı başlı başına zarardır.Gençler için ise adeta mayınlı bir tarladır.Şu gerçeği de unutmayalım:Sigara içen gençler aynı zamanda alkol ve uyuşturucu bağımlılığına yatkın kişiler haline gelmektedir.Çünkü sigara,kişinin öteki kötü alışkanlıklara karşı direncini de azaltmaktadır. Aslında sigarayı ilk içen genelde haz almaz, ancak ısrarla kullandığında bir süre sonra zevk duyar. Bazıları sadece meraktan sigaraya başlar, içmekle büyüdüklerini ve havalı olduklarını zannederler.Derken, ardından bağımlılık gelir.
Çocuğunun sigaraya başlamasını istemeyen anne-babanın başta kendisinin kullanmaması gerekir.Elindeki sigarayla oğluna nasihat eden babanın etkisinin ne derece olacağına siz karar verin. Çocuklara sigaranın zararlarından ve bağımlılıktan kurtulmanın zorluğundan bahsetmekte yarar vardır. Çocuğunuzun sigara içip içmediğini araştırmalı,bu konuda meraklı olmalı ve fakat onu sıkboğaz da etmemeniz gerekir. Sigaraya gençlik döneminde alışmayan birinin tiryaki olması zordur. Çünkü sigara içenlerin %95’i sigaraya 21 yaşına kadar başlamışlardır. Çocuğumuzun sağlıklı, mutlu ve kendinden emin bir hayata adım atmasını sağlamanın en önemli yolu, ona kendini iyi hissettirecek şeylerden söz etmenizdir. Kendilerini sevmeye başlamaları onları sağlıklarına kavuşturacaktır.
Bedenimizin de bir emanet olduğunu, kendimizi seviyorsak onu korumamız gerektiğini bilmelidir. Evde ve yanınızda sigara içmesine kesinlikle müsaade etmeyin. Aslında bu bir Anadolu geleneğidir ve çok mâkul sebeplere dayanır. Son olarak ona verdiğiniz cep harçlığı hakkında bir kez daha düşünün.Acaba harçlığı fazla mı gelmektedir?Öyle ise azaltılmasında fayda vardır.
SİGARANIN EKONOMİK ZARARLARI
Tütün ya da sigara içiminin sağlığa olan zararları yanında ekonomiye olan zararları da azımsanmayacak boyuttadır. Bu alışkanlık sebebiyle oluşan ekonomik kayıpları iki grupta toplamak mümkündür: Doğrudan ve dolaylı kayıplar. Amerika’da yapılan hesaplara göre sigaranın sebep olduğu doğrudan kayıplar yılda yaklaşık 15 milyar dolar,dolaylı kayıplar ise 35 milyar dolardır. Tütün üretimi sırasında zararlı ot ve böcekleri öldürmek amacıyla kullanılan pestisit ve insektisitlerin gerek çevreye, gerekse çalışan tarım işçilerinin sağlığına ciddi zararlar verdiği bilinmekte ve bu yolla oluşan dolaylı ekonomik kayıpların tutarı ne yazık ki hesaplanamamaktadır. Sigara içimi dışında tütün üretimi sırasında oluşan bazı ekonomik kayıpların varlığı da söz konusudur...Bu kayıpların başında ormanların ve tarıma elverişli alanların,tütün üretimi için tahribi ile bilinçsizce kullanılan tarım ilaçlarının yarattığı tehlikeler gelmektedir.
Daha basit bir deyimle üretilen her 15 paket sigara için Üçüncü Dünya Ülkeleri’nde iki ağaç yakılarak yok edilmektedir. Ülkemizde şu anda 1 paket sigara ortalama 1 milyon.Günde 1 paket içen için ayda 30 milyon.Yılda en az 360 milyon TL.30 yılda yaklaşık 11 milyar TL. Bu para çalıştırıldığı taktirde yine en az 25 ilâ 30 milyar TL...emekli olan vatandaş için uygun bir daire...Dilerse oturur,dilerse kiraya verir ve güzel bir gelir kapısı açmış olur. Bu mâlî meblağ,tiryakinin sadece sigaraya ödediği ve aile gelirinin her ay en az %15’ini götüren fuzûlî bir masraf kapısıdır.Bu fuzûlî masraf ayrıca 3 zarara sebep olmaktadır:
• Bu gider,aile efradının eksik beslenmesine sebep olmaktadır.
• Bu masrafla tiryaki;kendisine,aile fertlerine ve kapalı yerlerde diğer insanlara hastalık ve bu yolla akla gelmedik tedavi masrafları yüklemektedir.
• Tiryaki erkek ve kadınlar doğan ve doğacak nesillere de,parasal hesabı yapılamayacak sayısız zararlar vermektedirler.
Sigara içen bir kişi çalıştığı firmaya yılda 4 bin 600 dolar ek yük getirmektedir.Amerikan İşçi Sağlığı Örgütü,sigara içen bir kişinin çalıştığı firmaya ek maliyet yüklediğini,bu maliyetin içinde sigara dumanının çevreye verdiği zararın yanı sıra,çalışan kişinin sigara içmekten doğan hastalık giderlerinin de bulunduğunu saptadı. Firmalar bu tespitten sonra, çalışanlar için sigara içme yerleri yaptırma yerine,onları sigara içmekten alıkoyacak yöntemleri bulmak için çaba sarfetmeye başladılar. Bu arada bazı işyerleri İşçi Sağlığı Örgütü’nün bulgularını gerekçe göstererek çalışanlara,çalıştıkları süreler içerisinde sigara içmeyi yasak ettiler. Sigaranın ülkemizde halk sağlığına verdiği zarar,her yıl sağlanan kârın tam dört katıdır. Bunlar sağlık masraflarına dayalı bulgulardır.Gerçekte sigaradan her yıl meydana gelen 160 bin ölüm, bundan çok daha fazla insana getirdiği ömür boyu süren hastalık ve sakatlıklar ve de sigaradan meydana gelen ölü doğumların ve düşüklerin parasal hesabı yapılamaz.
SİGARA NASIL BIRAKLIMALI
Sigaranın sayısız zararlarını bilen akıllı kişinin ilk işi şüphesiz bunu bırakma çabasına girmesidir.O halde yapılacak işleri şöylece sıralayabiliriz:
• Kesin karar veriniz.Ve bu işte iradenizi sonuna kadar kullanmayı göze alınız.
• Sigarayı birden bırakınız.Zîrâ deneyler birden bırakanların ve birden bırakmanın daha başarılı olduğunu göstermiştir.
• Bu halde ilk iş sigara içen arkadaş ve çevrelerden kesin olarak uzaklaşınız.
• Size sigarayı hatırlatan her şeyi yaşamınızdan uzaklaştırınız.
• Sizde sigara arzusu uyandıran yiyecek ve içeceklerden uzak durunuz. Bilhassa sigara arzusu şiddetlenince bir bardak su içiniz.
• Plânlı,ölçülü ve faal bir yaşam çizgisini benimseyiniz.
• Sizi strese sokacak konulardan ve tartışmalardan uzak durunuz.
• Boş zamanlarınızda sportif faaliyetlere hiç olmazsa uygun yürüyüşlere iltifat ediniz
• Mümkünse birkaç arkadaşla grup halinde bırakınız ve bu savaşta mistik ve manevi duygularınızı da devreye sokunuz.
SİGARAYI BIRAKTIKTAN SONRA
• 20 dk. sonra, tansiyon normale döner.
• 1 gün sonra, kalp krizi riski azalmaya başlar.
• 2 gün sonra, nikotin vücuttan atılmaya başlar.
• 2 hafta sonra, spor yapmak kolaylaşır.
• 1 ay sonra, ciğer kapasitesi %30 artar.
• 1 yıl sonra, kalp krizi riski %50 azalır.
• 3 yıl sonra,kalp krizi riski hiç sigara içmemiş insanlarla aynı olur.
KAYNAK:Türkiye Yeşilay Cemiyeti
Tütün tohumu Osmanlı Devleti’ne (1605-1606) senesinde yabancı gemilerle getirilerek,ilk tütün ekimi Selanik vilayetinin Yenice-Vardar kasabasında yapıldı. Dördüncü Murat zamanında tütün yasaklandı.1862’de tütün ithali serbest bırakıldı ve tekel altına alındı. Bilahare tekrar ithali yasaklandı. 1874’de yurt içinde istihsali serbest bırakıldı. Türkiye’de 600 bin civarında aile (2.5 milyon kişi)nin geçimini tütün ekimi sağlamaktadır. Dünya genelinde 1 milyar 360 milyon, ülkemizde ise 22 milyon insan (çoğunluğu gençler olmak üzere) sigara kullanmaktadır. Bunların büyük bölümü de bağımlı (tiryaki) dır.
Tüketimi özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde giderek artan sigara illeti ile mücadele konusunda düzenlenen bir panelde konuşan Prof.Dr.Asaf Ataseven, bakın tütünü nasıl tarif ediyor: “Tütün, yapraklarında tanen, zamk, nişasta ,reçine ve alkoloidler bulunan bir bitkidir.
Bu alkoloidler içinde miktarı en fazla olan nikotin alkoloididir. Nikotin sulfat tuzları, tarımda böcek öldürücü olarak kullanılır. Nikotin zehirli bir madde olduğu için tıpta kullanılmamıştır ve bir ilaç değildir.5-6 damla nikotin zerkedilen bir köpek derhal ölür.Gene bir paket sigaranın ihtiva ettiği nikotin bir insana zerkedilse,insanı öldürebilir.Günlük hayatta sigara aralıklarla içildiği ve zehirli maddelerin önemli bir kısmı ağızdan çıkan dumanla dışarı atıldığı için öldürmüyor.”
SİGARANIN ZARARLARI
Beyin tümörlerinin %99’u, Beyin kanamalarının %85’i, Akciğer kanserlerinin %90’ı, Gırtlak kanserlerinin %99’u sigara kaynaklıdır. Sigara içenlerde kırmızı küreciklerin oksijen taşıma kapasitesi 1/6 ilâ 1/3 oranında azalır. Sigara içenlerin vücuduna %15 ilâ %33 daha az oksijen girmektedir. Bu en önce beyin ve kalbin harabiyeti demektir. Tütün dumanında 4000 adet zararlı madde vardır. Sigara içen kadınlar içmeyen kadınlardan 15 yaş fazla ihtiyarlamaktadır. Sigara içen annelerin çocukları,oksijen azlığı sebebiyle geri zekalı olur. Tiryaki hanımların çocuklarında sakatlık ihtimali %65 gibi ciddi bir çizgidedir. Sigara içen kadınlarda kısırlık 10 kat fazladır. Erken doğum ve düşüklerin %80’inin sebebi sigaradır. Dünya ülkelerinde çıkan yangınların %70’inden sigara sorumludur. Sigaranın sebep olduğu ölümler, diğer uyuşturucularınkinden 13 kat fazladır. Sigara içenlerde ani ölüm, içmeyenlere oranla 10 kat fazladır. 45-50’nin altındaki erkeklerde koroner (kalp)den ölenlerin %80’i sigara kaynaklıdır.
Tütündeki radyoaktif, kurşun ve polonium, radyoaktif parçalar olarak hücreleri mahvetmektedir. Bacak damar tıkanıklıklarının %90’ı sigaradandır. Günde 1 paket sigara içenlerin vücudunda 20 yılda 7 kg. is ve katran birikimi olmaktadır.
SİGARA VE TOPLUM
Tütün içiminin Avrupa’da 1559 yılında başladığı ve buraya 1556’da Amerika’dan geldiğini daha önce söylemiştik. Kâtip Çelebi’ye göre tütün 1601 tarihinde İngilizlerin eliyle İstanbul’a gelmiş ve bazı göğüs hastalıklarına iyi geldiği rivayetiyle(söylentisiyle) hızla yayılmıştır. Zamanın cerrahlar şeyhi İbrahim Efendi tütün aleyhine fetva vermiş, daha sonra ise IV. Murat tütünü yasaklamıştır.1690 yılında kendisi bir tütün müptelası olan Şeyh’ül-İslam Bahayi Efendi helal olduğuna dair fetva vermiştir. 17. yüzyıldan itibaren tütün yaygınlaşmış, 19.yüzyıldan itibaren de ince kağıda sarılarak (sigara halinde) kullanılmıştır.
Tütün alışkanlığı dünyada görülen en yaygın alışkanlıktır. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın yayınlarına göre kişi başına en fazla tütün tüketen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Sigaranın zararları geç anlaşılmış ve ondan sonra aleyhine kampanyalar başlatılmıştır. Ancak ekonomik ve politik nedenlerle hükümetler yeterince ilgilenmediğinden istenen neticeler alınmamaktadır.
Dünya Sağlık Teşkilatı sigara içmeyi salgın bir hastalık (epidemi) olarak nitelemektedir.Teşkilatın bu değerlendirmesi 30yıllık bir sürede gerçekleştirilen 8 büyük araştırmanın sonuçlarına dayanmaktadır. Bu projelerde 2 milyona yakın insan ve 290 bin kadar ölüm vak’ası tetkik edilmiştir. Tütün dumanında binden fazla madde bulunmaktadır.Bunlar arasında insana zararlı olanların bir kısmı şunlardır:
• Nikotin: Muhtemelen alışkanlık oluşumuna yol açmaktadır.Sinir sistemini uyarıcı ve baskılayıcı etkileri,ayrıca kalp-damar sistemine zararlı tesirleri bulunmaktadır.
• Kansorejen Maddeler: Tütün dumanındaki kimyasal maddelerin bir çoğunun kanser yapıcı olduğu anlaşılmıştır. Bunlar arasında nitrozaminler,benziprenler,fenoller,hidrokarbonlar önemlidir.
• İrritan(tahriş edici)Maddeler: Solunum yollarında daralmaya sebep olurlar. Solunum yollarının yabancı maddelerden, kirlerden, mikroplardan temizlenmesinde çok önemli rolü olan “titrek tüylü epitel tabakası”nın bozulmasına ve aşırı müküs ifrazatına sebep olurlar.
• Karbonmonoksit: Tütün dumanında %1 ilâ %5 kadar bulunabilen bu madde, kanda karboksihemağlobin artışına yol açarak oksijenin taşınmasını aksatmaktadır.Buna bağlı olarak doku ve organların beslenmesi bozulur, kişinin iş kapasitesi azalır. Karbonmonoksit ayrıca,kandaki C vitamininin azalmasına yol açar.
Sigara içmek bir alışkanlık olmasının ötesinde bir kitle zehiridir. Sadece kendi zararıyla kalmaz, aynı zamanda daha zararlı alışkanlıklara da sürükler. Esrar gibi bir takım zararlı maddeleri muhafaza eder. Sigara içenlerde alkol ve uyuşturucu kullanma eğilimi daha fazladır. Eroin ve diğer uyuşturucu alışkanlıkları genelde sigara ile başlamaktadır. Sigara irade zayıflaması, tembellik ve rehavete alıştırır. Biraz keyif verir, fakat bu keyfi kısa zamanda çok fazlasıyla götürür.Rûhî gerginlik ve sıkıntıyı azaltmak için bir anlık içilen sigara, zamanla rûhî bir alışkanlık ve davranış biçimi olmaya başlar.Kesildiği zamanlar sıkıntı artar, zihnî faaliyetler zayıflar,yorgunluk, bitkinlik, iştahsızlık,uykusuzluk,baş ağrısı belirtileri kendini göstermeye başlar. Bunlar sigara eksikliği belirtileridir ve artık kişi sigaraya bağımlı haline gelmiştir. İrade dışı bir şeye bağımlı olma hali sigaranın yol açtığı zararların başında gelmektedir.
Sigara, erken ölüm ve hastalıkların önlenebilir en önemli sebebini oluşturmaktadır.Bu alışkanlık milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine ve çok daha fazlasının sakat kalmasına yol açmaktadır.Sigara büyük ölçüde vücudu etkilemekte ve pek çok hastalığa sebep olmaktadır.Bu hastalıklar arasında sigarayla ilişkisi net olarak belirlenmiş olanları şöyle sıralayabiliriz:
• Kanser
• Kalp-Damar Sistemi hastalıkları
• Solunum Sistemi hastalıkları
• Sindirim Sistemi hastalıkları
GENÇLİK VE SİGARA
Çabuk ulaşılabilir olması sebebiyle gençler arasında sigara içmek oldukça yaygındır. Gelişmiş ülkelerde 12-17 yaş arasındaki her beş ergenden birinin sigara tiryakisi olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise bu oran daha yüksektir. Sigara kullanımı başlı başına zarardır.Gençler için ise adeta mayınlı bir tarladır.Şu gerçeği de unutmayalım:Sigara içen gençler aynı zamanda alkol ve uyuşturucu bağımlılığına yatkın kişiler haline gelmektedir.Çünkü sigara,kişinin öteki kötü alışkanlıklara karşı direncini de azaltmaktadır. Aslında sigarayı ilk içen genelde haz almaz, ancak ısrarla kullandığında bir süre sonra zevk duyar. Bazıları sadece meraktan sigaraya başlar, içmekle büyüdüklerini ve havalı olduklarını zannederler.Derken, ardından bağımlılık gelir.
Çocuğunun sigaraya başlamasını istemeyen anne-babanın başta kendisinin kullanmaması gerekir.Elindeki sigarayla oğluna nasihat eden babanın etkisinin ne derece olacağına siz karar verin. Çocuklara sigaranın zararlarından ve bağımlılıktan kurtulmanın zorluğundan bahsetmekte yarar vardır. Çocuğunuzun sigara içip içmediğini araştırmalı,bu konuda meraklı olmalı ve fakat onu sıkboğaz da etmemeniz gerekir. Sigaraya gençlik döneminde alışmayan birinin tiryaki olması zordur. Çünkü sigara içenlerin %95’i sigaraya 21 yaşına kadar başlamışlardır. Çocuğumuzun sağlıklı, mutlu ve kendinden emin bir hayata adım atmasını sağlamanın en önemli yolu, ona kendini iyi hissettirecek şeylerden söz etmenizdir. Kendilerini sevmeye başlamaları onları sağlıklarına kavuşturacaktır.
Bedenimizin de bir emanet olduğunu, kendimizi seviyorsak onu korumamız gerektiğini bilmelidir. Evde ve yanınızda sigara içmesine kesinlikle müsaade etmeyin. Aslında bu bir Anadolu geleneğidir ve çok mâkul sebeplere dayanır. Son olarak ona verdiğiniz cep harçlığı hakkında bir kez daha düşünün.Acaba harçlığı fazla mı gelmektedir?Öyle ise azaltılmasında fayda vardır.
SİGARANIN EKONOMİK ZARARLARI
Tütün ya da sigara içiminin sağlığa olan zararları yanında ekonomiye olan zararları da azımsanmayacak boyuttadır. Bu alışkanlık sebebiyle oluşan ekonomik kayıpları iki grupta toplamak mümkündür: Doğrudan ve dolaylı kayıplar. Amerika’da yapılan hesaplara göre sigaranın sebep olduğu doğrudan kayıplar yılda yaklaşık 15 milyar dolar,dolaylı kayıplar ise 35 milyar dolardır. Tütün üretimi sırasında zararlı ot ve böcekleri öldürmek amacıyla kullanılan pestisit ve insektisitlerin gerek çevreye, gerekse çalışan tarım işçilerinin sağlığına ciddi zararlar verdiği bilinmekte ve bu yolla oluşan dolaylı ekonomik kayıpların tutarı ne yazık ki hesaplanamamaktadır. Sigara içimi dışında tütün üretimi sırasında oluşan bazı ekonomik kayıpların varlığı da söz konusudur...Bu kayıpların başında ormanların ve tarıma elverişli alanların,tütün üretimi için tahribi ile bilinçsizce kullanılan tarım ilaçlarının yarattığı tehlikeler gelmektedir.
Daha basit bir deyimle üretilen her 15 paket sigara için Üçüncü Dünya Ülkeleri’nde iki ağaç yakılarak yok edilmektedir. Ülkemizde şu anda 1 paket sigara ortalama 1 milyon.Günde 1 paket içen için ayda 30 milyon.Yılda en az 360 milyon TL.30 yılda yaklaşık 11 milyar TL. Bu para çalıştırıldığı taktirde yine en az 25 ilâ 30 milyar TL...emekli olan vatandaş için uygun bir daire...Dilerse oturur,dilerse kiraya verir ve güzel bir gelir kapısı açmış olur. Bu mâlî meblağ,tiryakinin sadece sigaraya ödediği ve aile gelirinin her ay en az %15’ini götüren fuzûlî bir masraf kapısıdır.Bu fuzûlî masraf ayrıca 3 zarara sebep olmaktadır:
• Bu gider,aile efradının eksik beslenmesine sebep olmaktadır.
• Bu masrafla tiryaki;kendisine,aile fertlerine ve kapalı yerlerde diğer insanlara hastalık ve bu yolla akla gelmedik tedavi masrafları yüklemektedir.
• Tiryaki erkek ve kadınlar doğan ve doğacak nesillere de,parasal hesabı yapılamayacak sayısız zararlar vermektedirler.
Sigara içen bir kişi çalıştığı firmaya yılda 4 bin 600 dolar ek yük getirmektedir.Amerikan İşçi Sağlığı Örgütü,sigara içen bir kişinin çalıştığı firmaya ek maliyet yüklediğini,bu maliyetin içinde sigara dumanının çevreye verdiği zararın yanı sıra,çalışan kişinin sigara içmekten doğan hastalık giderlerinin de bulunduğunu saptadı. Firmalar bu tespitten sonra, çalışanlar için sigara içme yerleri yaptırma yerine,onları sigara içmekten alıkoyacak yöntemleri bulmak için çaba sarfetmeye başladılar. Bu arada bazı işyerleri İşçi Sağlığı Örgütü’nün bulgularını gerekçe göstererek çalışanlara,çalıştıkları süreler içerisinde sigara içmeyi yasak ettiler. Sigaranın ülkemizde halk sağlığına verdiği zarar,her yıl sağlanan kârın tam dört katıdır. Bunlar sağlık masraflarına dayalı bulgulardır.Gerçekte sigaradan her yıl meydana gelen 160 bin ölüm, bundan çok daha fazla insana getirdiği ömür boyu süren hastalık ve sakatlıklar ve de sigaradan meydana gelen ölü doğumların ve düşüklerin parasal hesabı yapılamaz.
SİGARA NASIL BIRAKLIMALI
Sigaranın sayısız zararlarını bilen akıllı kişinin ilk işi şüphesiz bunu bırakma çabasına girmesidir.O halde yapılacak işleri şöylece sıralayabiliriz:
• Kesin karar veriniz.Ve bu işte iradenizi sonuna kadar kullanmayı göze alınız.
• Sigarayı birden bırakınız.Zîrâ deneyler birden bırakanların ve birden bırakmanın daha başarılı olduğunu göstermiştir.
• Bu halde ilk iş sigara içen arkadaş ve çevrelerden kesin olarak uzaklaşınız.
• Size sigarayı hatırlatan her şeyi yaşamınızdan uzaklaştırınız.
• Sizde sigara arzusu uyandıran yiyecek ve içeceklerden uzak durunuz. Bilhassa sigara arzusu şiddetlenince bir bardak su içiniz.
• Plânlı,ölçülü ve faal bir yaşam çizgisini benimseyiniz.
• Sizi strese sokacak konulardan ve tartışmalardan uzak durunuz.
• Boş zamanlarınızda sportif faaliyetlere hiç olmazsa uygun yürüyüşlere iltifat ediniz
• Mümkünse birkaç arkadaşla grup halinde bırakınız ve bu savaşta mistik ve manevi duygularınızı da devreye sokunuz.
SİGARAYI BIRAKTIKTAN SONRA
• 20 dk. sonra, tansiyon normale döner.
• 1 gün sonra, kalp krizi riski azalmaya başlar.
• 2 gün sonra, nikotin vücuttan atılmaya başlar.
• 2 hafta sonra, spor yapmak kolaylaşır.
• 1 ay sonra, ciğer kapasitesi %30 artar.
• 1 yıl sonra, kalp krizi riski %50 azalır.
• 3 yıl sonra,kalp krizi riski hiç sigara içmemiş insanlarla aynı olur.
KAYNAK:Türkiye Yeşilay Cemiyeti
8 Şubat 2010 Pazartesi
KİTAP OKUMANIN FAYDALARI
Okumak, doğduğu andan itibaren birçok eğitim süreci geçiren insan için en kolay ve en etkili öğrenme yoludur. Sahip oldukları bilgilerin %60’ını bu yolu kullanarak edinen gelişmiş ülke toplumları, günümüzde daha fazla okuma alışkanlığına sahip olmanın sağladığı avantajları her alanda yaşamaktadırlar. Geri kalmış toplumların karşılaştıkları sorunların bir çoğunun kaynağında ise eğitimsizlik yer almaktadır. Bu toplumlarda kişiler, okuyarak geçirebilecekleri zamanları çoğunlukla yararsız uğraşılarla geçirmektedirler. Oysa okuma alışkanlığı öncelikle kişilerin kendisi için edinilmesi mutlaka gereken bir alışkanlıktır.
Kitap Okumak Neden Önemlidir? Okuyarak olayların ve gelişmelerin iç yüzünü öğrenen bir kişi, öncelikle kendine olan güvenini artırır. Bu ise aynı zamanda düşünce ufkunu geliştirip, geniş bir görüş açısı sağlayarak, olayları inceleme yeteneği kazandırır. Ayrıca okuyan kişiler çok okumanın beraberinde getirdiği zengin kelime dağarcığına sahip oldukları için, hikmetli ve etkileyici konuşarak hitap ettikleri kişilerde etki de uyandırırlar. Bu etki ise insanlarla ilişkileri güçlendirmekte, kişiye daha sosyal bir karakter kazandırmaktadır. Dahası, geniş kelime dağarcığı, insanın daha fazla kavramla düşünebilmesini de sağlar. Yani düşünce kapasitesini ve kültür düzeyini artırır. Boş zamanlarını, çoğu zaman hiçbir yararlı bilgi aktarmayan televizyon karşısında geçirmek yerine kitap okuyarak değerlendiren bu kişiler, edindikleri bilgi ve kültür sonucunda aynı zamanda toplum içinde etkin bir kişiliğe sahip olurlar. Tüm bu özellikler, kişilerin öncelikle kendileri için okumaları gerektiğinin çok önemli bir göstergesidir. Okuyarak kendini geliştiren kişiler ise elbette çevrelerinde gelişen olaylara da hakim olacak ve toplum içinde eğitim seviyesinde zamanla bir ilerleme sağlanacaktır.
Okuyarak Zaman Kazanmak Genellikle iş sonrası veya evde televizyon karşısında amaçsızca, kanal kanal dolaşarak boşa geçirilen zamanlar, kitap okuyarak geçirilebilecek en verimli zamanlardır. Bunun yanı sıra otobüs, tren, taksi ve uçak gibi ulaşım araçlarında seyahat ederken zorunlu olarak geçen boş zamanlar da kitap okuyarak değerlendirilebilecek anlardır. Özellikle bekleme yapılan yerlerde kitap okumak, geçirilen zamanı hem zevkli hale getirecek hem de kişinin yeni bir şey daha öğrenmesine vesile olacaktır. Bu konuda gelişmiş ülkelerin çizdiği tablo oldukça etkilidir. Sahip olunan her boş anda yanlarında bulunan kitabı okuyan Batılılar, kitap okuma alışkanlığının en güzel örneklerini sergilemektedirler.
Doğru Kitap Nasıl Seçilir? Okuma alışkanlığı ile ilgili tüm bu ayrıntıların yanı sıra özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta, okunacak kitabın seçilmesinde özen gösterilmesidir. Bir yıl içerisinde basılan binlerce kitabın arasında elbette faydalı eserlerin yanı sıra kitap olarak değerlendirilemeyecek yayınlar da vardır. Tüm bu kitapların arasında okunacak doğru kitapları seçmek ise ancak kişileri doğru yönlendirmek ile mümkündür. Öncelikle okunacak eserlerin okuyacak kişiye heyecan vermesi ve kişinin kitabı zevk alarak okuması önemlidir. Çünkü aksi özelliklere sahip kitaplar, kişileri şüpheci ve ümitsiz bir ruh haline sürükler. Karanlık ve iç karartıcı konuların anlatıldığı kitaplardan ise kaçınmak gerekir.Okuyan kişinin gelişmesinde faydalı olacak içeriklere sahip kitaplar, aynı zamanda kişileri vesveseden uzak tutar ve ye’se düşürmez. Puslu olmayan bir zihne sahip olacakları için de doğru ile yanlışı çok daha kolay ve hızlı şekilde ayırt edebilirler. Ayrıca hikmetli, kolay anlaşılır ve samimi üsluptaki kitaplar, okuyan kişilerde çok daha hızlı etki uyandırır. Bu da her okuyan kişinin bilgileri kolay anlamasını ve öğrendiklerinin aklında kalmasını sağlar. Unutulmamalıdır ki; şeytanın oyunu olan zararlı akımlar insanlara her an telkin edilirken, karanlık ve iç karartıcı kitaplar okunması bu saptırıcı akımların işini kolaylaştıracaktır. Oysa asıl önemli olan bu zararlı akımların ve davranışların gerçek yüzlerini ortaya çıkaracak kitaplar okumak ve herkesi bu tarz kitapları okuması için teşvik etmektir. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, şüpheli izahlara dayanan, yalan ve safsatalarla dolu olan yazılar elbette kişilerde olumsuz etkilere neden olur. Bu olumsuz etkiler ise ancak bilimsel gerçeklere dayanan, okuyan kişiyi yormayan, yalın anlatımlı ve kolay anlaşılabilen kitapların okunması ile engellenebilir.
Kitap Güzel Bir Hediyedir Kitabı, güncel bilgilere sahip olmak için okunması gereken dergi ve gazetelerden ayıran en önemli özellikleri kalıcılığı ve her zaman başvurulacak bir kaynak olmasıdır. Dergi ve gazetelere oranla çok daha detaylı bilgiler içeren kitap, doğru seçim yapıldığında okunduğu her dönem yarar sağlayacak bir kaynaktır. Bu da okuyan kişinin ardından, sonraki nesillerin de kitaptan faydalanmasını sağlar. Günümüzde yaygın olan bir başka kanı da kitaplara ayrılacak maddi kaynakların (sözde) çok daha eğlenceli alanlar için kullanılabileceğidir. Bunun yanı sıra insanlara, kitap için harcanacak her kaynağın çok olduğunun düşündürülmesi, insanları kitap okuma alışkanlığından gün geçtikçe daha da uzaklaştırmaktadır. Oysa içki, sigara, kumar ve sınırsız eğlence hayatı gibi zararlı alışkanlıklara çok rahat bir şekilde gereken maddi kaynak ayrılmaktadır. Üstelik bu miktar, kitaba verilecek olanın kat kat fazlasını bulabilmektedir.
5 Şubat 2010 Cuma
HER ŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Can YÜCEL
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
